kırmızı gülün son bulduğu günü
Şimdiden gördüm…
Topraktan sürülüp kopartılan
Yalnız kaldığında değerli olan
İnsan yüzünü sevinç ve mutluluğa boğan
Bir gülün kokusu….sadece….
Okumak için anlının ortasını izlemek için kadere kırptıgım
kırmızı gülün son bulduğu günü
Şimdiden gördüm…
Topraktan sürülüp kopartılan
Yalnız kaldığında değerli olan
İnsan yüzünü sevinç ve mutluluğa boğan
Bir gülün kokusu….sadece….
Okumak için anlının ortasını izlemek için kadere kırptıgım
Rü Gençlik Kardelen bir film. izlemek için idalist bir yaşam tarzı gibi olabilir bir kumar masasının tarihini anlatırcasına yaşanması zor bir kader. gibi
işin bitiş günü
o günün dünü
beyaz çarşaf örtülü
her ölüm gülü
yoldan gelir ömrü
çekilmiş çileden ötürü
bilir mi öbürü
yakar ısınır kömürü…………….
Riim Bilim Kurgu Dalında zamanın doruğunda insanların tek başlarına zamansızca yaşanmış bir kitap gibi okunaklı bir haber kanalı olmanın sevincini anlatan güzel bir film
Umulmadık bir şarkı damarların kırmızı sokaklarında
Zamanı bırak o kendiyle, sen benimle ol
Kal son dakikaların sesli ve cızırtılı geçmişinde
Süre derbeder, saat geç vakit, önümde bir sen, gel sen’de geç…
Özünte Tek kendinisini hisseden bir adamın yaşam öyküsünü ele alan bu film insan tarihini kendi hikayesini anlatarak yaşamış gibi gösterir.
Çiçeğin özünde, böceğin gözünde beş para etmeyen… bal …
Suyun yanında, ateşin koynunda sarılıp yatan… demir…
Evin içinde, kapı dışında kalan bir çift ayakkabı… Kundura…
Gelir gerisince, severcesine bir an… İşitir kulağındaki.. o AN…
Mutluluk Filmini izlemeyen kaldımı bilmiyorum ama bu fimindeki Hayat bağı oldukça güçlü bir film olmuş konu ve efekt bakımından oldukça iddalıya benziyor yaşam savaşı veren köylü kızın gerçek anılarını anlattığı bu filmde izlerken göz yaşlarınızı tutamaya bilirsiniz.
Seninle ve sensiz yollarda, bir günün bir gül olduğu anlarda
Bir adım kadar yakın, bir nefes kadar uzaksın bana
Gözlerim seni arıyor, ellerim boş karanlıkta
Hava kadar soğuk bedenim, sözlerin aklımda
Seni sevmek bir umut içimde mutluluk
Kurşun Filminde Yazar insanların gerçek anatomilerini konu almış yaşam baharında olan bir çok gencin hayatındaki gerçek kavramı yasa işleriyle birlikte sevip sevemeyeceğini tartışmış.
Örseleyip yok ederken yaşamak yüreğimi
Sancılı tek kurşun vurdu bedenimi
Beklemek zulüm oldu kederimle
Kirli kuşlarla uçmayı da bilmeli
Gözlerim kapalı ölürken’de toprak benimle…
Kök Salan Filmini Geçen hafta sinemaya gidip izledim baya bi iddalı filme benziyor benzetme olarak yaratılmış film türlerinden
Konusu :
Birden çok yokluk vardı bedenlerin ceplerinde
Kilitsizlik içimizde bizi gizlerdi…
Çalının küçük dallarında minik ayaklar görünür
Özdeş yüzleri yanında kök salan kardeşini görürdü
Anlamak kadar inanmak ve gerisince hüküm vermekte…
Kar Filmi Oldukça iddalı bir film olmuş beyenirmisiniz bilmem çünkü kendim izlemedim.
Filmden Kısa Bir Diyolog.
Gökten beyaz karlar düştü yeryüzüne birden bire
Saçımızda aklar türedi mayısta saatlerce
Yolların üstü kapalı,altı soğuk
Yüzümüzdeki ten kokusu ruhumuza konan güvercin olmasa
Birbirini sıkı sıkıya tutmuş bir olmuş tek renk olmuşsa
Gökten gelen bize değer elbette…
İki el
• Bir gece secdeye yatıp
• İki ceviz kırıp yedik
• Üç kez evlenip
• Dört köşe bir oda tuttuk
• Beş karış boyu
• Altı kat yerin dibine girdi
• Yedi kardeşten en küçüğü
• Sekiz çizer gibi yolunu bulamadı
• Dokuz doğurtup birçoğunu vurduk
• On parmağın sessiz haykırışı tek tek soldu gitti…
İçindeki sızı, taşıp baskınlara yol açacak
Öfke nöbetlerinde, hayattan ücretsiz izinler alacaksın
Kader dolusu bavulunla, şansını başka şehirlerde arayacaksın
Duygu selinden kaçıp, katımı katı bir kaya olacaksın
Hep kendini suçlayacak, hâkime gerek duymayacaksın
Dışındaki hayat akıp giderken, bir baraj seni inşa edecek
Er geç geçecek, gelecektir senden ötesi…
Yollar kısa ve öz mahkemeden tek karar, mah küm
Tek celse, tek hüküm ve kelepçeler
Yerlerde toz tavanda örümcek ağı, penceredeki kuşlar olmak vardı
Kırk yıl dile kolay söylemesi, günden güne erimesi
Nasıl geçer, nasıl biter, bilmem ki…
Bir bardak su ve ekmek, bir ömür demek
Sever mi beni bir daha, o derin kuyularda
Kollarına alır, soğuktan korur mu kanatlarıyla
Özlemim sevdiğim var, gelir mi oraya
Duyduğum gurbet, bir yerden gelir elbet.
Gidecekler…
Sonunu beklemeden
Önyarıgılarda bulunacaklar..
Gözlerin aşamayacağı yüksek duvarlar inşa edecekler…
Sonunda gidecekler…
Başından kabul edip
Arada bir an bulup
Kaçarcasına
saçılacaklar hayata…
Gittiler…
Bir araç ile
Bir kelime etmeden
Bir adım ile
Bir süreliğine
Saklanıp gidercesine….
Kalın duvarlarda gizlerdik, incecik bedenlerimizi
Yeşeren düşlerde ani düşüşler yaşar
Geçmişten geleceği getirirdik…
O neşe kokan nedenlerde
Cevapları bulamazken kitaplarda
Formülsüz hayatların, çarpımı kadar olmasak ta
Kara tahtadan silinir, beyaz tebeşirle yazılırdık…
Önümüzde birden fazla endişe
Cebimizde sahte geçmişimiz…
Ömürden bir yaprak koptu
Kaybolan sayfaların kenarından…
Beklenen beklentiler ardından
Kalan ve atılan hatıralar…
Yağmursuz toprak tek tek soluyor
Sudan bir avuç hava soluyor…
Günler geçip gidiyor
Her dakika damla damla yitiyor…
biz bir ovuç dev_genç gerisi bizde kıvanç dolu
gönüllerde görünen binbir ışık aydınlığa doğru
ellerde meşale ufukta sevda tepeleri
ayağımızda pırangalar ellerde kelepçeler
özgürce sevmek gereğince yaşamak ardından yaşlanmak
bizibiz yapan devrimler bizde olanda devrimciler
ne mutlu bu yollda olanlar………
Denizde bir gün kuşlarla kanat çırpanken, karada gülü arakan bir sen vardın orda
Dalgalar öfkeli, yağmur ağlıyor içten içe, yeni umutlara yelken açtık yüzlerce
Okyanusları adım adım tırmandık bir yüz bulmak için, oda yok ki bizim için
Kara’da bir hayat arıyoruz belki de kendimizden kaçıyoruz?
Özünde bir sen
Çiçeğin özünde, böceğin gözünde beş para etmeyen… Bir bilsen…
Suyun yanında, ateşin koynunda sarılıp yatan… Uykusunda…
Evin içinde, kapı dışında kalan bir çift ayakkabı… Kunduradan…
Gelir gerisince, severcesine bir ah… Duyar kucağındaki bebekle…
Bir durak dolu otobüs
Her biri ayrı şehirlere
Beni götüren yok hiçbir yere…
Uzun uzun bekledim gelmeni
Yürekten sevmeni
Sabır edip yolumdan geçmeni…
Ağlar gibi gözlerim
Duyulmaz sözlerim
Hıçkırıklar çığlığım …
Yolun bir köşesinde seni beklerken…
Bıraktım tüm işleri
Paydos
Çıkışımı verdim .
Birkaç fotoğraf
İkiüç de evrağımı alıp çıktım
Yürüyerek ilerledim
Arkamı dönmeden
Köşeyi döndüm
Kafamı eğip saatte baktım
Sonra yüzümü yola dönüp
Kaldırımdan bir seçim yaptım
Kirli veya temiz
Tatlı veya acı
Bilmeden bilir gibi adımlarımı izledim…
Bulduğum yüzlerde hep aynı kaygı
Ellerde aynı titreme
Sözler tekrar tadında
İstekler ismin gibi sıradan
Oradan bir an önce kaçtım
Artık gücü tükenmiş biriydim
Ucuz diye Bir otobüse atladım
Beş durak sonrasını bekledim
Geldiğinde inip kısaca yürüdüm
Evime geldim
Dışarda nefesimi unuttuğum, kapıdan girdiğimde hatırladığım o mabeteyim…
Hepsi.
bir perçerenin korkuluklarında aslıydı,korkum
evin bahçesindeki çimler kadardı, boyum
bacada tüten bir duman bulutuydu,öfkem
büyük kapıların küçük insancıklarıydı,çocuklarım
yolun kaldırım köşesi oturma ,yerim
parkın üstünde uçan gelincikler,kanatlarım
küçükken okuduğum büyükken sorguladığım,ufuklarım
ilk heycanların adımları izlediği,filmlerim
beni eğlendiren ve mutlu eden,oyuncaklarım
tadı damağıma yapışan ,şekerlerim
odamı saran kağıt yapraklar,resimlerim
kırmızı kalemin kutusundaki,gizemlerim
karaladığım ak yazılarda ki,defterim
hepsi işte birkaç kelime….